Karşılaşma
KARŞILAŞMA
Yeni başlayan günde Bade hiç bir şey olmamış gibi kalkıp üzerine hızlıca geçirdiği siyah kot pantolon ve haki yeşili pullover kazağıyla acele bir kahvaltı yaptıktan sonra askeri gri kabanını ve siyah deri sırt çantasını da alarak dışarı çıktı. Bugün biraz dolaşmak ve biraz da araştırma yapmak için güzel bir gündü.
Kışın keskin soğuğuna rağmen güneş değdiği her yeri sevgiyle ısıtıyordu ve Bade'de mavi gökyüzünün ferahlatıcı etkisinden yararlanıyordu. Bir kaç blok yürüdükten sonra çok sevdiği kafelerden birisi olan 'Gita' kafe de bir kahve içmeye karar verdi. Gita kelimesinin italyanca gezmeye gitmek anlamına gelmesi ve sanskritçe de 'Tanrı'nın müziği' anlamına gelmesi büyük bir tesadüf gibi görünse de aslında öyle değildi; sadece ilahi planın işleyişine güzel bir örnek olabilecek nitelikteydi. Spontane bir şekilde güzel kış gününden yararlanmak için dışarıya çıktığını zanneden bu kız az sonra başına geleceklerden habersiz bir şekilde kahvesini yudumluyordu.
Bade sokaktaki hareketi izlemek ve biraz da güneşin sıcak ışığından yararlanmak için bugün dışarıdaki masalardan birisinde oturmayı tercih etmişti. Kimi zaman enerjinin akışına şahit olmak ona içinde sürüklenmekten daha cazip geliyordu ve bir noktada öylece oturup bazen saatlerce insanları, trafiği, kuşları, vs. kısacası hayatın akışını izliyordu. Bu onun için bir çeşit meditasyon gibiydi ve zihnindeki düşünceleri bir süreliğine de olsa bu şekilde durdurabiliyordu. Bugün o diğer günlerden farklı olarak ne kadar uğraşsa da beyninden geçen düşünceleri bir türlü durduramıyor ve 'izleyici' rolünden çok uzakta kalbinin derinliklerinde kıvılcımlanan ateşle ve bu ateşin ruhunda yarattığı çalkantılarla başa çıkmaya çalışıyordu.
Birden bire boş boş baktığı insan kalabalığının arasında tanıdık bir çift göze ve bakışa denk geldiğini sandı ve yine bunca karmaşanın nedeni olan ''o'' bakışları hatırladı. İnsanın içini karıştıran bakışları var diye düşündü. Ama nasıl olurdu da kendi düşüncelerinin küllerinden alevlenen bu aşkın fiziksel kanıtıymışçasına ortaya çıkan olaylar hayatına dahil olurdu; sanki içinde yankılanan derin hisleri soyut dünyalarından kaçıp somut dünyada vücut bulmaya başlamışlardı. Aklını yalayıp geçen bu düşünceyi irdelemeksizin bir an önce geçip gitmesini beklese de olaylar daha çok karışacaktı. Çünkü bu yabancı masadaki diğer sandalyeyi çekip karşısına oturuvermişti, bakışlarını halen kaçırmadan büyük bir aşinalıkla ve içtenlikle gözlerinin içine bakmaya devam ediyordu.
Hipnoz olmuşçasına, tek bir kelime bile edemeden gözlerinde kaybolduğu yabancıya kim olduğunu sormak istese de içten içe onun kim olduğunu çok iyi bildiğini hissediyordu. Sonunda akışa geri dönüp ona kim olduğunu ve neden masasına oturduğunu sordu. Yabancı ''Kim olduğumu çok iyi biliyorsun, beni tanıdığına eminim.'' dedi. Bade bu cevap karşısında daha da şaşırmıştı. Ne diyeceğini bilmiyordu ama söyledikleri doğru gibiydi. İçindeki AMA NASIL OLABİLİR! BU NASIL OLABİLİR! çığlıklarını susturup kendisini sakinleştirmeye çalışıyordu.
''Sadece etkileyici bir giriş yapmak istedim. Beni tanımıyor olman çok normal, gerçi ben yüzyıllardır birbirimizi tanımıyormuşuz gibi hissetsem de benim de seni tanımadığım bir gerçek. Ancak bir süredir seni uzaktan uzağa takip ediyordum. Ki sakın yanlış anlaşılmasın ben sapık filan değilim! Sadece tesadüf eseri sergilerinden birisine geldim ve o günden beri de hem sen hem de eserlerin bana çok yakın geliyorsunuz. Bir anda ne kadar da çok konuştum öyle değil mi!''
Bade bu yabancıyı dinlerken nefesini tuttuğunu fark etti ve konuşması biter bitmez derin bir nefes aldı. Sadece ''İlginç'' demekle yetindi ve o anda içinden soğuk, kibirli bir tip gibi göründüğü düşüncesi geçti. Ama bu olan biten karşısında adeta nutku tutulmuştu, ne diyebilirdi ki! İsminin ne olduğunu henüz öğrenemediği bu yabancının gözlerine bakmaktan kaçınmak istese de eninde sonunda yine aynı noktaya konan yapışkan sinekler gibi gözlerini gözlerinden bir türlü alamıyordu. Sonunda bir kez daha ismini sormaya karar verdi. Bu gizemli şahsın adı Ekrem'di. Ne kadar ironik diye düşündü; eski filmlerde ki gibi bir isim ve ben her zaman eski filmleri izlemekten keyif almışımdır!.. Eve gidip üzümlü ekmek yapmak ve yanında da büyük bir bardak daha kahve içmek istiyordu. Güvenli ve tanıdık ortamında kalmak, bir rüyadan uyanmışçasına olan biteni unutmak istiyordu. Bir yandan da tarifsiz bir heyecanla bu yabancıyı daha yakından tanımak istiyordu.
Bir müddet konuşmadan öylece oturdular ve tuhaf bir şekilde konuşmadıkları halde birbirlerine daha yakınlaştıklarını hissettiler. Sonra Bade bir yere yetişmesi gerektiğini söylerek birden ayağa kalktı. Tam gitmeye hazırlanırken Ekrem onu bileğinden yakaladı ve açık avucunun içine kartvizitini koyup parmaklarını üzerine kapatarak içtenlikle gülümsedi. Gülümsediğinde yanağında ki hafif çukurluklar belirginleşiyordu ve çenesinde de hafif bir gamzesi vardı. Gözleri ise yoğun bir kahverengiydi...
Bade günün devamını evinde geçirmeye karar verdi ve eve yürürken yine yine ve yine düşünüyordu. ''Onun'' gözlerine benzeyen bu gözler ve daha da acayibi bu gözlerde ki ''onun' bakışları!.. Acaba Ekrem'in bedenini bir şekilde ele mi geçirmişti?! Yoksa kozmik düzeyde epik hatalar yapmaya eğilimli aşk tanrısının muzur bir oyunu muydu bu? : ''Madem onunla olamadın, madem sana sen olmanda yardım eden onu hayatından tamamen silip attın işte farklı bir bedende yine karşında. Ondan kaçamazsın, ruh eşinden kaçamazsın. Eksik yarın eninde sonunda yine seni buldu.'' bunlara benzer sözler söylercesine ona hem nanik yapıyor hemde ikinci bir şans mı veriyordu?
Eve geldiğinde Manolya'nın işten erken döndüğünü fark etti. Ama olan biteni şuan onunla konuşmak istemiyordu. Önce olanları sindirmeli ve ne yapacağına karar vermeliydi. Mümkün olduğunca şirin bir gülümseme takınarak Manolya'yı selamlayacakken onu elinde Eş Ruhların Buluşması isimli kitapla uzandığı divanda uyuklarken buldu. Bu kadar tesadüfte olamaz, deliriyorum herhalde diyerek çaktırmadan odasına yöneldi ve sessizce kapısını kapattı. Hemen günlüğünü çıkartıp hayatına yeni dahil olan gizemli şahsiyetin kartını defterine yapıştırdı. Kartta yazan bilgileri de işte o anda fark etti. İsminin altında Art Director (Sanat Yönetmeni) yazıyordu! Artık hayatında gerçekten acayip şeyler olmaya başladığının tamamen farkındaydı. Defterine alelacele olan biteni yazdıktan sonra Ekrem ile karşılıklı otururken içinde oluşan üzümlü ekmek yapma isteğini gerçekleştirmeye karar verdi ve yine sessizce Manolya'yı uyandırmadan mutfağa geçti.
Üzümlü Ekmek
1 bardak sıvı yağ
Yarım bardak esmer şeker
1 bardak kuru üzüm
2 yumurta
Aldığı kadar un
1 paket kabartma tozu
1 fiske tuz
1/2 çay kaşığı karanfil
1 fiske muskat
1-2 tatlı kaşığı tarçın
1 çay kaşığı zencefil
Susam
1-2 tatlı kaşığı haşhaş
Yapılışı
Susam hariç bütün malzemeleri karıştırdıktan sonra hamur hafif ele yapışacak kıvama gelene kadar un ekliyoruz. Sonra bu karışımı yağlı kağıt serili ekmek kalıbına aktarıyoruz.Üzerine susamı ekleyip 180C derecede yaklaşık 30-45dk çatlayana kadar pişiriyoruz.
Afiyet olsun!
Yeni başlayan günde Bade hiç bir şey olmamış gibi kalkıp üzerine hızlıca geçirdiği siyah kot pantolon ve haki yeşili pullover kazağıyla acele bir kahvaltı yaptıktan sonra askeri gri kabanını ve siyah deri sırt çantasını da alarak dışarı çıktı. Bugün biraz dolaşmak ve biraz da araştırma yapmak için güzel bir gündü.
Kışın keskin soğuğuna rağmen güneş değdiği her yeri sevgiyle ısıtıyordu ve Bade'de mavi gökyüzünün ferahlatıcı etkisinden yararlanıyordu. Bir kaç blok yürüdükten sonra çok sevdiği kafelerden birisi olan 'Gita' kafe de bir kahve içmeye karar verdi. Gita kelimesinin italyanca gezmeye gitmek anlamına gelmesi ve sanskritçe de 'Tanrı'nın müziği' anlamına gelmesi büyük bir tesadüf gibi görünse de aslında öyle değildi; sadece ilahi planın işleyişine güzel bir örnek olabilecek nitelikteydi. Spontane bir şekilde güzel kış gününden yararlanmak için dışarıya çıktığını zanneden bu kız az sonra başına geleceklerden habersiz bir şekilde kahvesini yudumluyordu.
Bade sokaktaki hareketi izlemek ve biraz da güneşin sıcak ışığından yararlanmak için bugün dışarıdaki masalardan birisinde oturmayı tercih etmişti. Kimi zaman enerjinin akışına şahit olmak ona içinde sürüklenmekten daha cazip geliyordu ve bir noktada öylece oturup bazen saatlerce insanları, trafiği, kuşları, vs. kısacası hayatın akışını izliyordu. Bu onun için bir çeşit meditasyon gibiydi ve zihnindeki düşünceleri bir süreliğine de olsa bu şekilde durdurabiliyordu. Bugün o diğer günlerden farklı olarak ne kadar uğraşsa da beyninden geçen düşünceleri bir türlü durduramıyor ve 'izleyici' rolünden çok uzakta kalbinin derinliklerinde kıvılcımlanan ateşle ve bu ateşin ruhunda yarattığı çalkantılarla başa çıkmaya çalışıyordu.
Birden bire boş boş baktığı insan kalabalığının arasında tanıdık bir çift göze ve bakışa denk geldiğini sandı ve yine bunca karmaşanın nedeni olan ''o'' bakışları hatırladı. İnsanın içini karıştıran bakışları var diye düşündü. Ama nasıl olurdu da kendi düşüncelerinin küllerinden alevlenen bu aşkın fiziksel kanıtıymışçasına ortaya çıkan olaylar hayatına dahil olurdu; sanki içinde yankılanan derin hisleri soyut dünyalarından kaçıp somut dünyada vücut bulmaya başlamışlardı. Aklını yalayıp geçen bu düşünceyi irdelemeksizin bir an önce geçip gitmesini beklese de olaylar daha çok karışacaktı. Çünkü bu yabancı masadaki diğer sandalyeyi çekip karşısına oturuvermişti, bakışlarını halen kaçırmadan büyük bir aşinalıkla ve içtenlikle gözlerinin içine bakmaya devam ediyordu.
Hipnoz olmuşçasına, tek bir kelime bile edemeden gözlerinde kaybolduğu yabancıya kim olduğunu sormak istese de içten içe onun kim olduğunu çok iyi bildiğini hissediyordu. Sonunda akışa geri dönüp ona kim olduğunu ve neden masasına oturduğunu sordu. Yabancı ''Kim olduğumu çok iyi biliyorsun, beni tanıdığına eminim.'' dedi. Bade bu cevap karşısında daha da şaşırmıştı. Ne diyeceğini bilmiyordu ama söyledikleri doğru gibiydi. İçindeki AMA NASIL OLABİLİR! BU NASIL OLABİLİR! çığlıklarını susturup kendisini sakinleştirmeye çalışıyordu.
''Sadece etkileyici bir giriş yapmak istedim. Beni tanımıyor olman çok normal, gerçi ben yüzyıllardır birbirimizi tanımıyormuşuz gibi hissetsem de benim de seni tanımadığım bir gerçek. Ancak bir süredir seni uzaktan uzağa takip ediyordum. Ki sakın yanlış anlaşılmasın ben sapık filan değilim! Sadece tesadüf eseri sergilerinden birisine geldim ve o günden beri de hem sen hem de eserlerin bana çok yakın geliyorsunuz. Bir anda ne kadar da çok konuştum öyle değil mi!''
Bade bu yabancıyı dinlerken nefesini tuttuğunu fark etti ve konuşması biter bitmez derin bir nefes aldı. Sadece ''İlginç'' demekle yetindi ve o anda içinden soğuk, kibirli bir tip gibi göründüğü düşüncesi geçti. Ama bu olan biten karşısında adeta nutku tutulmuştu, ne diyebilirdi ki! İsminin ne olduğunu henüz öğrenemediği bu yabancının gözlerine bakmaktan kaçınmak istese de eninde sonunda yine aynı noktaya konan yapışkan sinekler gibi gözlerini gözlerinden bir türlü alamıyordu. Sonunda bir kez daha ismini sormaya karar verdi. Bu gizemli şahsın adı Ekrem'di. Ne kadar ironik diye düşündü; eski filmlerde ki gibi bir isim ve ben her zaman eski filmleri izlemekten keyif almışımdır!.. Eve gidip üzümlü ekmek yapmak ve yanında da büyük bir bardak daha kahve içmek istiyordu. Güvenli ve tanıdık ortamında kalmak, bir rüyadan uyanmışçasına olan biteni unutmak istiyordu. Bir yandan da tarifsiz bir heyecanla bu yabancıyı daha yakından tanımak istiyordu.
Bir müddet konuşmadan öylece oturdular ve tuhaf bir şekilde konuşmadıkları halde birbirlerine daha yakınlaştıklarını hissettiler. Sonra Bade bir yere yetişmesi gerektiğini söylerek birden ayağa kalktı. Tam gitmeye hazırlanırken Ekrem onu bileğinden yakaladı ve açık avucunun içine kartvizitini koyup parmaklarını üzerine kapatarak içtenlikle gülümsedi. Gülümsediğinde yanağında ki hafif çukurluklar belirginleşiyordu ve çenesinde de hafif bir gamzesi vardı. Gözleri ise yoğun bir kahverengiydi...
Bade günün devamını evinde geçirmeye karar verdi ve eve yürürken yine yine ve yine düşünüyordu. ''Onun'' gözlerine benzeyen bu gözler ve daha da acayibi bu gözlerde ki ''onun' bakışları!.. Acaba Ekrem'in bedenini bir şekilde ele mi geçirmişti?! Yoksa kozmik düzeyde epik hatalar yapmaya eğilimli aşk tanrısının muzur bir oyunu muydu bu? : ''Madem onunla olamadın, madem sana sen olmanda yardım eden onu hayatından tamamen silip attın işte farklı bir bedende yine karşında. Ondan kaçamazsın, ruh eşinden kaçamazsın. Eksik yarın eninde sonunda yine seni buldu.'' bunlara benzer sözler söylercesine ona hem nanik yapıyor hemde ikinci bir şans mı veriyordu?
Eve geldiğinde Manolya'nın işten erken döndüğünü fark etti. Ama olan biteni şuan onunla konuşmak istemiyordu. Önce olanları sindirmeli ve ne yapacağına karar vermeliydi. Mümkün olduğunca şirin bir gülümseme takınarak Manolya'yı selamlayacakken onu elinde Eş Ruhların Buluşması isimli kitapla uzandığı divanda uyuklarken buldu. Bu kadar tesadüfte olamaz, deliriyorum herhalde diyerek çaktırmadan odasına yöneldi ve sessizce kapısını kapattı. Hemen günlüğünü çıkartıp hayatına yeni dahil olan gizemli şahsiyetin kartını defterine yapıştırdı. Kartta yazan bilgileri de işte o anda fark etti. İsminin altında Art Director (Sanat Yönetmeni) yazıyordu! Artık hayatında gerçekten acayip şeyler olmaya başladığının tamamen farkındaydı. Defterine alelacele olan biteni yazdıktan sonra Ekrem ile karşılıklı otururken içinde oluşan üzümlü ekmek yapma isteğini gerçekleştirmeye karar verdi ve yine sessizce Manolya'yı uyandırmadan mutfağa geçti.
Üzümlü Ekmek
1 bardak sıvı yağ
Yarım bardak esmer şeker
1 bardak kuru üzüm
2 yumurta
Aldığı kadar un
1 paket kabartma tozu
1 fiske tuz
1/2 çay kaşığı karanfil
1 fiske muskat
1-2 tatlı kaşığı tarçın
1 çay kaşığı zencefil
Susam
1-2 tatlı kaşığı haşhaş
Yapılışı
Susam hariç bütün malzemeleri karıştırdıktan sonra hamur hafif ele yapışacak kıvama gelene kadar un ekliyoruz. Sonra bu karışımı yağlı kağıt serili ekmek kalıbına aktarıyoruz.Üzerine susamı ekleyip 180C derecede yaklaşık 30-45dk çatlayana kadar pişiriyoruz.
Afiyet olsun!



Yorumlar
Yorum Gönder