Rüya ve Film

Bade eserini aşağı yukarı bitirmiş olmanın verdiği huzurla sabaha karşı uyudu. Rüyasında çok güzel ışıklandırılmış muazzam büyük bir sergi salonundaydı. Duvarlar bembeyazdı ve boştu. Yerler renkli mermerlerle döşenmişti. Sağ ayağının hemen yanında yeni tablolarından bir tanesi duruyordu. Onu eline alıp salonda nasıl duracağına bakmak için duvara doğru tuttuğunda bir anda bütün duvarlar kendi tablolarıyla doldu ve salona akın akın insan dolmaya başladı. Hepsi de inanılmaz derece şık giyinmişlerdi ve genellik yabancı dilde konuşuyorlardı, bir anda çok sıcak bir ortam oluşmuştu. Şöyle bir ne giymişim acaba diye kıyafetine baktığında kendisinin de inanılmaz şık, ipek bir elbise giydiğini farketti; burgonya kırmızı sırt dekolteli, ince ipli askıları olan, hafif degaje yakalı, dökümlü, uzun, çok hoş bir elbiseydi. Yine aynı kumaştan yapılmış ince de bir şal da kullanıyordu. Kalabalığın beğeni dolu sesi ve şampanya kadehlerinin şıngırtısı muhteşem bir uyum içerisinde kulağına geliyor ve oradan da adeta içine işliyordu. Böyle güzel bir ortamda bulunmaktan ve böylesine hoş bir topluluğa eserlerini sunmaktan kıvanç duyuyordu.

Serinin başlangıcı olan eserinin önüne geldiğinde (onun gözlerinin ve kendi gözlerinin beraber yer aldığı tek tablo) bir anda sanki uzay zaman büküldü, sesler uzaklaştı ne olup bittiğini anlamak için yavaşça kafasını çevirip arkasına baktığında onu gördü. İnsanların sessizce kenara çekildiğini ve resmen kendisine ulaşabilmesi için ona yol açtıklarını fark etti. Eski filmlerde ki ağır çekimde gerçekleşen bir buluşma gerçekleşiyordu adeta. Sol elini ona uzattı, parmakları birbirine değdi ve uyandı!

Uyandığında gördüğü rüyayı en ince ayrıntısına kadar hatırlıyordu. Yatağında bir süre gerinip, şöyle bir telefonunu karıştırdıktan sonra ayaklarına içi kürklü ve yumuşak terliklerini geçirip yataktan kalktı. Penceresinin kenarındaki koltuğun üstüne bıraktığı kadife sabahlığını sırtına geçirdi ve ağır adımlarla tuvalete geçti. Elini, yüzünü buz gibi suyla güzelce yıkayıp, dişlerini fırçaladıktan sonra yüzüne hafiften bir krem sürüp mutfağa gitti. Bugün kahvaltı da kendisine tereyağlı, kestane mantarlı, pazılı güzel bir omlet yapacaktı (bu omletin tarifini sayfanın altında bulabilirsiniz). Dolaptan çıkarttığı pazı demetinin yarısını ayırıp sirkeli su dolu bir kaba bastırdıktan sonra kahve demlemek için kolları sıvadı. Bir yandan oğlan çocukları gibi ıslık çalıyor, bir yandan da keyifle kahvaltısını hazırlıyordu.

Bu akşam Manolya ile beraber enteresan bir film gösterimine gideceklerdi; retro giyimin zorunlu olduğu, kokteyl havasında tatlı bir etkinlik olacaktı. Kahvaltısını bitirdikten sonra günlük programına başlamadan önce akşam için kıyafetlerini ve aksesuarlarını seçmeye karar verdi. Gardırobunu karıştırıp siyah, dantel detaylı kibar, uzun bir elbise, altına da ufak topuklu yine dantel detayları bulunan yuvarlak burunlu hoş bir ayakkabı seçti. Şal, fular düşkünü bir insan olarak annesinden kalma güzel bir şal ve mekana giderken üşümemek için yine siyah, geniş yakalı bir kaban seçti. Antika dantel, siyah eldivenleriyle ve uzun barok incili kolyesiyle de kıyafetini tamamladı. Saçlarını dağınık topuz yapacaktı ve sevdiği bir teyzesinden kalma vintage, siyah, pillbox şapkasını da takacaktı.

Kıyafet seçimi bittikten sonra bilgisayarının başına geçip e-postalarını kontrol etti. Tasarımcısı olduğu markalardan birisi için tasarladığı görselleri şöyle bir kontrol ettikten sonra son dokunuşlarını yapıp gönderdi. Gelen siparişleri not aldıktan sonra bilgisayarını kapatıp stüdyosuna geçti ve çok geçmeden yeni siparişler için taslak çizimlerini yapmaya başladı.

Akşam Manolya eve geldiğinde Bade'nin işi henüz bitmişti. Hemen hazırlandılar ve taksiye atladıkları gibi etkinliğin gerçekleşeceği mekana doğru yola çıktılar. Trafik çok yoğun olmadığından film gösterimine rahatlıkla yetişmişlerdi. Bir kaç sene önce restore edilen bu görkemli binanın önü fazlasıyla kalabalıktı. Kapıda arkadaşlarını gördüler ve kalabalığın azalmasını beklerken ayak üstü muhabbet ettiler. Grafik tasarımcı çift Fuat ve Lerzan'ı yaklaşık beş senedir tanıyorlardı ve Manolya'nın çalıştığı dergi sayesinde tanışmışlardı. Suna ve Ayşegül ise okul arkadaşlarıydı.

İçeriye girdiklerinde mekanın bu gece için özenle dekore edilmiş olması çok hoşlarına gitti. Kırmızı kadife perdelerle birbirinden ayrılan salonlar görkemli avizelerle aydınlatılmıştı. Manolya böyle etkinliklere Kaan'ı çağırmamayı tercih ediyordu. Çünkü o rahatına düşkün bir insan olarak bu tarz etkinliklerde fazlasıyla sıkılıyordu. Hep beraber yönlendirmeleri takip ederek filmin gösterileceği salona geçtiler. Siyah salonda ki rahat koltuklarda yerlerini aldıktan kısa bir süre sonra ışıklar kapandı ve Federico Fellini'nin meşhur Roma filmiyle gösterim başladı.


Kestane Mantarlı, Pazılı Omlet

Yarım demet pazı
1 küçük soğan
İki avuç kestane mantarı
2 kaşık tereyağı
Birazcık zeytinyağı
Bir tatlı kaşığı pulbiber
Tuz

Yapılış

Birazcık zeytinyağıyla beraber tereyağımızı omlet tavamızda kızdırıyoruz ve küçük küçük doğradığımız soğanımızı kavurmaya başlıyoruz. Soğanlar pembeleşmeye başlayınca mantarımızı ekliyoruz, mantarımızın pişmesine yakın ince ince doğradığımız pazıları ekliyoruz ve kavurmaya devam ediyoruz. Ayrı bir kapta tuz ve pul biber ile iyice çırptığımız 3-4 yumurtayı tavamıza ekliyoruz, bir tarafı pişene kadar bekleyip pişince de çevirip diğer tarafını pişiriyoruz.

Afiyet olsun!


Yorumlar

Popüler Yayınlar